İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ne göre, herkes, anadiliyle eğitim-öğretim yapma, bu yolla anadilini öğrenme ve geliştirme, aynı zamanda anadiliyle bilim, sanat ve yaratma özgürlüğünü kullanma hakkına sahiptir. Kültürler ve diller açısından Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu bildirgeye uyan bir uyum ve duruş göstermedi hiçbir zaman.
Anadil sorununu, şovenizm, milliyetçilik, ırkçılık gibi ilkelerden uzaklaştırıp bilimsel bir temele oturtamadı.
Anadil üzerine yapılan sağ ve sığ açıklamalar, konuyu kavramak ve kavratmaktan uzak ve bir gerçekliği çarpıtmadan öteye geçemedi. Konunun uzmanları da yeterli bir sorumluluk göstermedi ve etik bir duruş sergilemediler.
***
Kürtlerin anadilinde eğitim hakkı istemi gündemleştiği günden bugüne kadar yığınla olaylar yaşandı. Bu yüzden onun için tutukladı. Yüzlerce genç öğrenci okuldan uzaklaştırıldı. Sürekli bu gerekçelerle karşı çıkanlar oldu.
Bir dilin konuşuluyor olmasını yeterli saymak büyük bir ayıptır. Tartışılan konu da bu değildir. Bir dilin konuşuluyor olup olmaması değil, yazılı eğitim durumuna getirilmek istenmemesidir. Unutulmamalıdır ki eğitim diline dönüşmeyen dil veya diller resmi veya egemen de dillerin baskısıyla zamanla körelir
Anadil, başlangıçta evde anneden ve yakın aile çevresinden, daha sonra da ilişkili bulunan çevrelerden öğrenilen, insanın bilinçaltına inen ve bireylerin toplumla bağlarını en güçlü şekilde oluşturan dizidir. İster birden çok konuşulan dillerin bulunduğu bir ortamda büyüyelim ister iki farklı ulustan insanların evliliğinden oluşan bu durumlar anadil sorununu bitirmez. Böyle durumlarda ancak biri anadili olur ve onu çepeçevre sarar.
***
Dil çeşitliliğini tek dil olarak kabul eden öteki dillerin zaman içinde gündelik kullanımdan düşmesini hedefleyen asimilasyoncu zihniyetler ve politikalar bu süreci hızlandırmak için yaşamın her alanında bu dillerin (ve kültürlerin) kullanılmasına ambargo koyarlar.
Her insanın anadilinde okuma-yazma öğrenmesi onu tüm alanları kapsayacak biçimde ilerletmesi kadar doğal ve masumane bir hak düşünülemez. Tek tek kişilerin ya da toplumun herhangi bir nedenle bu haktan mahrum edilmesi insanlığa yapılmış bir saldırıdır. İnsanın yaşamını daraltan varlığını aşağılayan, özgürlüğünü çiğneyen her uygulama vicdanı olan herkesi rahatsız etmelidir.
Dayatmacı bir kültürel kimlik anlayışıyla, bireyin özgürlükler alanı önemli ölçüde sınırlandırılmış olur. Bu durumda birey, salt kültürel kimlik doğrultusunda hareket edeceğinden diğer kültürel kimliklerle etkileşimi olumsuz olacaktır. Kültürel kimliği savunan birey, aynı toplum İçinde yaşadığı öteki kimlik sahiplerine de yaşama hakkı tanımak zorundadır.
***
Küreselleşen bir dünyada yaşamak kişinin kültürel özellikleri ve hakları konusunda yeni bir yaklaşımı da beraberinde getirdi. İstesek de istemesek de, küreselleşmenin sunduğu küresel yapının içeriğini ulusal kimlik, kültür, vatandaşlık gibi kavramları Türkiye açısından yeniden tanımlayarak doldurmamız gerekecek. Aksi takdirde Cumhuriyet in ve demokrasinin gelişmesinde kritik rol oynayacak kültürel farklılığı/çeşitliliği homojen bir ulusal kimlik kisvesi altında tanımlamakta ısrar edersek kültürler çatışmalara ve ayrışmalara kapımızı açmış oluruz.
Farklı kültürler birbirlerini güçlendirip zenginleştirirler. Bu karşılıklı etkiyi kültürlerin eşitlik içinde bütüncül ilişkiler kurmasına ve barış içinde bir arada yaşamasına imkan tanıdığımız ölçüde görürüz. Çeşitlilik içinde birlik sağlayabilmenin yolu böyle bir tavrı göstermekten geçer. Farklılığı yaşamanın çeşitlendirme ve zenginleştirme olarak algıladığımızda yaşam daha güzel olacaktır.
|