Başlığa bakıp sakın şaşırmayın... Burası Türkiye sözünü hatırlayın...
Bu söz, bu ülkede her şeyin olabileceğini vurgulamak için söylenen bir söz öbeği... Son dönemlerde iyiden iyiye salyalı, faşizan bir söyleme dönüştü;
- Hişşşttt... N oluyo.. Adam olun... Burası Türkiye... Hak hukuk da neymiş, ne kimliği... Ne mozaiği ulan... Gibi anlamlara da dönüştü... Demek ister ki aslında: Burası Türkiye, böyle acayip şeyler ancak bu ülkede olur.
Elhak doğrudur. Her alanda olduğu gibi, toplumsal zihniyet haritasında da fay hatlarımız giderek etkinleşiyor. Evet... Burası Türkiye... İşte bu kadarı da olmaz dedirten bir olay daha... Bari yazımı bu olayın içinde olan sevgili Şükrü Erbaş ın dizeleriyle besleyeyim de çekilmez bir yazı olmasın:
...Biz çoktuk ama çıkan sizin sesinizdi. Ve biz sizden bir avlu genişliği bekledik... Size kim, neyi, nasıl Aynı dilde mi kederlendik sahi Aynı yüzyıl mıydı şu yaşadığımız
***
Ve işte bu kadarı da olmaz dedirten trajikomik olay...
3 Kasım 2002 genel seçimlerinde, Manavgat DEHAP seçim bürosu açılışında Türkçe den başka dil konuşularak, seçim yasaklarının ihlal edildiği iddiasıyla Manavgat 1. Asliye Ceza Mahkemesi nde açılan davada, aralarında şair Şükrü Erbaş ın da bulunduğu 13 ü DEHAP ın Antalya dan milletvekili adayı, 1 i de seçim görevlisi olmak üzere toplam 14 kişi 9 ar ay hapis cezasına çarptırıldı.
Avukat Münip Ermiş, mahkemenin verdiği kararı temyize yolladıklarını belirterek, Altı sene süren davada karar seçim sırasında Kürtçe propaganda yapmaktan veriliyor. Sanıklardan 7 si Türk ve bunlar bir kelime bile Kürtçe bilmiyor. 14 kişiden 7 si Manavgat a bile gitmemiş, Şükrü Erbaş da gitmeyenler arasında. Ceza alanlardan biri de yaşamıyor, dört sene önce öldürüldü diyor.
Şair Erbaş, söz konusu seçim çalışmalarında Manavgat a hiç gitmediğini belirtiyor... Erbaş, seçim çalışmaları sırasında yalnızca merkez büroda bulunduğuna dikkat çekerek, Seçimlerde ilçelere hiç gitmedim, hep merkezdeydim. Ayrıca anadilimin Türkçe olduğunu, Kürtçe yi de bilmediğimi söyledim. Gitmediğim bir yerde, bilmediğim bir dilden suç işlemekle suçlandım demiş.
Evet Şükrü Kürt değil ve Kürtçe bilmiyor ama bu mazlum dil üzerindeki baskılara karşı hem şiiriyle, hem aydın duruşuyla nasıl bir duyarlık gösterdiğini onu tanıyan herkes bilir. Yani gitmediği bir yerde bilmediği bir dilde değil, gittiği her yerde ve çok iyi bildiği kendi anadilinde işliyor tüm güzel suç larını... Ve bize, herkes kendi anadilinde suç işlemek hakkına sahip olmalıdır mesajı veriyor. Zaten de kimi fincancı katırlarını ürküten de bu ahlaki duruş...
***
Üniversitelerde Kürt Dili ve Edebiyatı bölümlerinin kurulmasının gündemde olduğu, TRT nin Kürtçe kanalının devreye girmesinin tartışıldığı bir dönemde verilen bu hapis cezaları devletin Kürt dili ve kültürüne bakış açısını bir kez daha gözler önüne seriyor:
Uçurumların türküsünde şimdi sıra Dorukların karında, çimenlerin sütünde... Fırat ı yasaklayıp Dicle yi susturarak Tütün peynir yün ve pirinci Gömerek ağır toplarla toprağa
***
Gerçeklerden kaçarak ve korku duvarları kurarak ancak insanlar arasında düşmanlık yaratılabilir. Barış içinde yaşamanın koşulu gerçek anlamda çokdilli ve çokkültürlü bir ülke yaratmaktır. Bu yönde kendine aydınım diyenler ellerinden geleni yapmalı ve seslerini daha gür bir şekilde duyurmalıdır.
İstesek de istemesek de, küreselleşmenin sunduğu küresel yapının içeriğini ulusal kimlik, kültür, vatandaşlık gibi kavramları Türkiye açısından yeniden tanımlayarak doldurmamız gerekecek. Aksi takdirde Cumhuriyet in ve demokrasinin gelişmesinde kritik rol oynayacak kültürel farklılığı/çeşitliliği homojen bir ulusal kimlik kisvesi altında tanımlamakta ısrar edersek kültürel çatışmalara ve ayrışmalara kapımızı açmış oluruz.
...Kıl cecim savatlı düş rüzgarlı poşu Bin yıldır kendi yurdunda konuk Bin yıldır göçer iki zulüm arasında Akıl almaz bir yaşama ustası Koca bir halkta şimdi sıra...
Narcissusun aynasında yalnız kendi suretimiz Biz neden başkalarını sevemiyoruz..
***
Bayram Balcı nın dediği gibi şimdi Şükrü Erbaş ın suç ortağıyız. |