Muhteşem bir film izledim.
Hayır Hıncal’laşmayacağım.
Ama itiraf etmeliyimki filmin ilk övgülerini Hıncal Uluç’tan duymuştum.
Sonrada Gökhan ve Selami’ den...
Bahsettiğim film August Rush
Muhteşem bir film.
Evet kesinlikle muhteşem.
Aşkın, müziğin ve sevginin filmi...
“müzik yaşayan varlıklar arasındaki ahenkli uyumdur, yıldızlar arasında bile”
Tanıştıkları gecenin sabahında birbirlerini kaybeden Lyla ve Louis...
Ve tabii bu geceden arta kalan August Rush...
August Rush birbirini kaybeden anne ve babanın kayıp çocuğu.
Film boyunca müzik aracılığıyla ailesini bulmaya çalışıyor.
Bu arayış ondaki müzik dehasını ortaya çıkarıyor.
Evrende duyduğu her sesi melodileştiriyor.
Tıpkı Ahmet Kaya’ nın Ruhi Su’ ya “bağlama böylede çalınır” dediği gibi çalmaya başlıyor gitarını...
Bu filmdeki hikaye bana The Perfume -Koku: Bir katilin hikayesi- deki Jean-Baptiste Grenouille’nin doğada duyduğu bütün kokuları büyük bir ustalıkla ayırdetmesini hatırlattı.
Bu çocukta doğadaki bütün sesleri büyük bir usalıkla ayırededip, melodileştiriyor...
Tabii film aynı zamanda bir aşk hikayesi barındırıyor, oldukça etkileyici bir aşk hikayesi. Birbirini kaybeden çiftin müzik ile birbirlerini bulamaları...
Ve müzikler...
Kesinlikle muhteşem müzikleri var.
Dinlemek, izlemek büyük keyif verdi.
Tavsiye edilir...
Filmin en etkileyici yeri mi?
Kesinlikle girişi. Dedik ya filmin bütün kahramanları müzisyen. Ayrı mekanlarda çalan Lyla ve Louis’ in müziklerinin iç içe geçirilerek oluşturduğu ses/müzik inanılmazdı.
Bir çello bestesiyle rock parçası nasıl iç içe geçirilir değil mi? |