Hemen hemen dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiyede’ de futbol büyük ilgi görüyor. Öyle ki bazı maçlar hayat memat meselesi gibi algılanır. Bütün dünyada olduğu gibi Türkiyede’de her zaman birinciliğe oynayan takımlarım sayısı 3 veya dörttür.
Şahsen futboldan pek anlamasam da son zamanlarda Sivasspor ve “efsane” Trabzonspor’un zirvede oluşları ilgi çekiyor. Sanırım diğer yıllara oranla lig daha bir heyecanlı ve daha zor geçiyor bazı takımlar için...
Futboldan pek anlamasam da yıllardır duya geldiğimiz “anadolu takımları” diye başlayan eleştiri ve arabeskliğin yerini daha çok mağruriyete bırakmakta olduğunu görüyoruz. Anadolu takımlarının gelişip, serpilip İstanbul takımlarına kafa tutacak haddeye gelmeleri bazı kişiler için hayati önem taşıyor. Nitekim bu sene bir kaç takımın debelenip çabalaması neticesinde yütekler biraz olsun ferahlamış olmalı...
Aslında benim üzerinde durmak istediğim şey, Anadolu takımlarının başarı veya başarısızlığı değil, daha çok bu başarı-sızlıklarının içine harmanladıkları iddeoloji...
Bildiğim kadarıyla Anadolu takımlarının en güçlüsü Trabzonspor. Trabzon-spor her daim kabinede bir bakan hatta mümkünse spor bakanı bulundurmasıyla meşhur bir kent. Tabii başka şeylerle de meşhur ama şimdilik konumuz o değil. Bu sene şampiyonluğa oynuyor gibi görünüyorlar, kent, kabine, klüp “birlik ve beraberlik” içerisinde “milli duygu ve düşüncelerle” Trabzonu bu noktaya getirmiş tebrik ediyoruz...
İlgi çeken bir diğer takım Sivasspor. Anladığım kadarıyla takımın başına Bülent Uygun geçene kadar pek kimsenin bu takımdan haberi yoktu. Ta ki Bülent Uygun birinci liğde “üç büyüklerin” ensesine dayanıncaya kadar... Lakin bu takımda tıpkı Trabzonspor gibi bir takım milliyetçi-dinci kaynaklardan besleniyor. Doğrudan alamadıklarını ise Teknik Direktör Bülent Uygun sayesinde damardan alıyor. Sanırım Bülent Uygun için arabesk ve milliyetçilik bir yaşam haline gelmiş...
Tabii burada esas nokta şu ki; Milli Takım teknik direktörü Fatih Terim ülkenin en önde giden milliyetçilerinden, hatta kankası “vatan için kurşun atmış, şerefli” Mehmet Ağar! Ve onun takım kaptanı Gülenci Hakan Şükür’ün elinde yetişmiş olan milliyetçiliği ırkçılığa varan Emre Belözoğlu... Yani vaziyet klavuzu karga olanın, vaziyeti...
Solcu çocukların kalkıp futbolcu olmasını beklemiyoruz elbette, ama her yere olduğu gibi spora da milliyetçiğin, arabeskin ve dinciliğin bu kadar bulaşması midemizi kaldırıyor...
Anadolu takımları milliyetçilik, dincilik ve sermaye üçgeninden kafayı biraz kaldırmış olsalardı zaten daha temiz bir spor dünyası olurdu... |