Geçen yazımda “daha çok kar için daha çok tüketim” kısır döngüsündeki kapitalist üretim biçiminin dünyamızı karşı karşıya bıraktığı sorunlardan bahsederek karamsarlığımı belirtmiştim.
Bilindiği üzere kapitalist üretim biçimini ve onun yönetim biçimlerini çalışan sınıflar için az-biraz yaşanır hale getiren şeyler; büyük ölçüde işçi sınıfının , sol’un mücadelesi ve eksikleri-yanlışlarıyla 90’ların başında son bulan “reel sosyalist sistem”in etkisidir. Kapitalizme karşı sözü edilebilecek tek itiraz ve alternatifi solun sunduğunu görmezlikten gelemeyiz. Günümüzde sol’un dünya ölçeğindeki hal-i pür melali dünyayı kapitalizmin aleyhine olumlama imkanını oldukça sınırlamıştır. Türkiye de hemen her şeyde olduğu gibi bu anlamda da dünyadan ayrı değil kuşkusuz. Hatta fazlası var eksiği yok.Kürt sorunu gibi mesela,bulunduğu coğrafi konum gibi,otoriter yönetim anlayışı gibi.Hatta ve hatta sol’un önemli bir kesiminin “Kemalizm”in etkisinden kendini kurtaramamış olması gibi.Bu bu gün ciddi bir sorundur.Bu ülkenin bir çok sorununa kaynaklık eden Kürt sorunu konusunda “sol” un tavrı ve/veya tavırsızlığı,temel çözüm dinamiği olmaktan uzak oluşu,çözüm konusunda bir arpa boyu yol alınamamasının nedenlerinin en başında yer almaktadır. Unutmayalım ki sol,tüm eksiklerine rağmen kapitalizmin yol açtığı veya kendisinden önceki dönemlerden bu güne taşıdığı tüm sorunlarda ilerici çözümlerin temel unsuru olagelmiştir.
Bu gün ülkemizin arapsaçı görünümü alan sorunlarına baktığımızda tümüne yakınının uzun yılların birikimi olduğunu görmememiz neredeyse imkansız.Ülkeyi yöneten (ve güya ona muhalefet eden) zihniyetin bu sorunlara bir çözümü olsaydı ya da çözüme niyetleri olsaydı bu güne kadar zaten çözülürdü bir çoğu.Bu zihniyetin bulabildiği en kestirme çözüm zaman
zaman gevşettiği otoriter yönetimi alabildiğine sıkılaştırmaktır.Bunun için gerekçe üretmek hiçbir zaman çok da zor olmamıştır.12 eylül darbesinin nasıl hazırlandığına ilişkin sonradan basına yansıyan şeyler bu konudaki en açık örnektir.
Bu gün yine dört bir taraftan kuşatılmış,her taraftan çomak sokulan,terör ve bölünme,irtica tehdidi ile korkutulan ve daha çok otoriterliğe razı bir Türkiye oluşturulma çabaları yoğunlaştırılmıştır.Ama bu gidiş iyiye doğru bir gidiş değildir.İstanbul da ki son insanlık dışı bombalı saldırı buna en açık kanıttır.Her zaman olduğu gibi bu saldırı da faili meçhul kalacaktır.Saldırıyı yapanlar üstlenmeyecekler,saldırıyla suçlananlar bunu red edeceklerdir.Ama geriye saldırıda hayatını kaybedenler,sakat kalanlar ve maddi olarak zarar görenlerin yanında,güvensiz ve nereye yöneleceğini bilmeyen bir öfkeyle birlikte biraz daha yıldırılmış bir toplum olarak biz kalacağız.
Demokrasinin asgari müşterekleri üzerinden bir araya gelmiş ve katılım esaslı yeni bir sivil toplum örgütlenmesinden başka yol yoktur.Katılım şarttır.Sağda ya da solda kendinde keramet bulmuşların değişmez yöneticiliği en büyük engellerden biridir.Bu aşılmadığı sürece, “dükkan”lar aynı tabelalar yeni olmaktan öteye gitmez.Bunun için darbelere ve darbelere hazırlık eylemlerine(mesela bombalı saldırılara,cinayetlere) karşı tavrı yükseltmek başlangıç noktası olabilir.Unutmayalım ki demokrasi mücadelesi şeriatın önündeki en büyük engeldir.Şeriata gerçekten karşı olanlara ve kendisini sol olarak tanımlayanlara ilanen duyrulur.
|