Gözümüzü açtığımız ilk andan itibaren bize öğretilen ilk şeylerden biridir Kıbrıs’ın stratejik önemi. O kadar ki KKTC’nin harita üzerindeki şekli bir süre sonra adanın tamamı bize aitmiş gibi bir his uyandırmaya başladı. Oysa haritanın ortasında bir çizgi vardır ve bu çizgiye dikkatli baktığımızda adanın bölünmüş olduğunu görürüz. Adayı biz böldük!
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan beraberinde 8 bakanla KKTC de. Bir çıkarma gibi duruyor. İkinci Ecevit çıkarması sanki. İkinci defa “işgalden kurtarıldı Kıbrıs” Başbakan sayesinde! Kıbrıs sokaklarında görülmemiş uzun araç konvoyları ve siren sesleri... Başbakan’ın gelişinden haberi olmayanları tedirgin ediyor. Bayram münasebetiyle her yıl gerçekleştirilen “Türk yıldızları” gösterileri için yapılan provalar ise “74 harekatı” günlerindeki korkuç sesler gibi.
20 Temmuz KKTC’de Barış ve Özgürlük bayramı olarak kutlanıyor. Aslında bu bayram devletlerin bayramı. Yoksa halkın böyle bir bayramdan haberi yok. Kimsenin bayram yaptığıda yok. Protokolün bayramıdır bu.
Bayram vesilesiyle KKTC’ye gelen başbakan “Talat’a güvenimiz tam” dedi. Bunu ısrarla vurguladı. Zaten geçenlerde Dışişleri Bakanı Ali Babacan’da benzer şeylerr söylemişti. Bu durumda 25 Temmuzda yapılacak Talat-Hristofyas görüşmesi için Türkiye’ nin dusturu alınmış oldu.
Talat ve Hristofyas “tek egemenlik, tek vatandaşlık” ilkeleri çerçevesinde görüşmeye başladılar. Muhtemelen 25 Temmuz’da “tam teşeküllü müzakere süreci” başlatacaklar.
Müzakereler için masaya ilk oturulmaya başlandığında hiç kimse görüşmelerin devamının geleceğini düşünmüyordu. Hala da öyle ya. O yüzden asla beklenen ilgiyi görmüyor. İşte tamda bu ilgisizlik ve sessizlik içerisinde kapalı kapılar ardında Türk ve Rum tarafı arasında görüşmeler sürüyor gidiyor. İki ay önce yapılan MGK’da “Türkiye için değişen bir şey olmadığı; garantörlüğün ve uluslararası anlaşmaların süreceği” vurgulanmıştı. Öte yandan Talat, Hristofyas ve Türkiye Hükümeti farklı çalgılar çalıyor. Ortada çelişkili bir şeyler var ya bekleyelim görelim...
|