Sevgiler zorunluluklarla yaşayamazlar. Bir şeyi/kimseyi sevmek sorunda bırakılmak, seviyormuş gibi davranmaya itilmek bir süre sonra saygıyı ortadan kaldıracaktır. Saygı içinde bir sevgi barındırmak zorunda değildir fakat sevgi saygıyıda beraberinde taşır.
Dün Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 85. yılıydı. Her yıl olduğu gibi bu yılda Ülkenin her ilinde, ilçesinde, beldesinde çeşitli törenler düzenlendi. Hatta bazı köy okulları bile törenler düzenlediler. Bütün askeri erkan, üst düzey memur-bürokrat yani kısaca ‘devletli’ bu törenlere katıldı. Marşlar, törenler vs. vs... Her yıl yaklaşık olarak her ay bir resmi bayram kutlanır bu ülkede. Her yıl her ay ve günlerde bütün ülke işini gücünü bırakır bu törenlere katılır, katılmayanlarda
cezalandırılır. Butün bu resmi bayramların yegane ortak noktası ise Atatürk’tür. Bütün törenler haliyle Atatürk etradında döner, Anıtkabir’e gidilir, çelenk bırakılır, ‘özel deftere’ alengirli laflar çiziktirilir ve sonrasında kutsal görevi ifa etmenin huzuru ve güveni içerisinde bir sonraki bayram beklenir... Bu törenler sırasında ana okulundan liseye kadar olan çocuklar bu törenlerde asker gibi bir o yana bir buyana kaktırılarak düzene ve terbiyeye sokulur; şiirler, marşlar, bandolar, yürüyüşler için hazırlıklar aylarca önceden planlanır yaz-kış, yağmur-çamur denmeden bu bebeler yollarda hırpalanır...‘Kutsal gün’ gelip çattığında herkes aylardır hazırlandığı gibi çıkar kendilerine verilen rolleri en iyi bir şekilde yerine getirmeye çalışırlar... Tabii bu törenler öyle kuru kuruya olmuyor. Bu törenlerin yıllarca sürdürülen planlı-programlı psikolojik, kültürel ve siyasal alt yapısı vardır. İlk mektepten başlayarak her an damarlarımıza enjekte edilen bu milli duygular sayesinde pek çok kişi sorgu sual etmeden ‘bu gune’ sevinçli, telaşlı ve heyecanlı girer...
Turgut Özakman’ın yazmış olduğu “Şu Çılgın Türkler” kitabı yine böyle yıllar yılı verilen eğitimlerde çeşitli vesilelerle öğrenmiş olduğumuz onlarca hikayeyle doluydu. Bu kitabı hayatı boyunca ders kitabı dışında kitap almamış olanlar ve bir daha her hangi bir kitap almayacak olanlar bile bir kamyon para vererek hemde orjinalini satın alarak okudular... Yalnıca o değil tabii, bir araştırma yapılsa Türkiye’de hakkında en fazla kitap yazılan konu kuvvetle muhtemel Atatürk’tür; ders kitapları bir yana binlerce kitap, çevrilen filmler, onlarca belgesel ve her çalışma odasında bir portre, her sokakta bir büst ile beraber hayatımızın her anındadır Atatürk. Niye yazıyorum bunları? Son günlerde malumunuz Can Dündar’ın “Mustafa”sı bütün gündemi meşgul ediyor. Düşünüyorumda bütün bu çabalara rağmen, bütün bu ajitasyona, pompalanan kültür ve politikaya rağmen belki de en çok yandaş ve sempatizan kaybeden politik kişilik Atatürk, siyasal düşünce ise Kemalizm’dir. Demek ki sevgi asla zorlamalara gelmeyecek bir mevzudur. Demek ki saygı sevgiden kaynaklanmıyorsa korkudandır. Demek ki korkuyla, baskıyla ve hatta şiddetle yaşatılmaya çalışılan sevgi-saygı sürdürülemez. Tıkanır. Biter.
|