Mehmet ÖZCAN
[zafer.49@hotmail.com]
SSCB’nin dağılmasıyla birlikte emperyalist kapitalist sistem dizginlerinden boşalarak gelişen sınıf hareketini ve emekçi sınıfları kah yerel ve lokal savaşların içine çekerek; kah emperyalistlerin askeri veya diplomatik müdahaleriyle; kah milyonlarca insanı açlığa ve hastalığa terkeden ambargolarıyla ve gizli diplomasi manevralarıyla; nükler silah denemelerin silahsızlanma girişimlerinden, çok silahlanma yarışından geçtiği bire günde nasıl barış sağlanır?
Savaşların petrol ve enerji çikari için ABD’nin ve NATO’nun Afganistan’ı işgal ederek ölüm taralalarıyla, iz bırakırken halen Afganistan da süren Savaş ve burdan alıp esirleri götürdükleri Guantanamo adalarında ve yüzen ABD Hapishane gemilerinde işkence yapılarak öldürüldügü ve İnsanların kayb olduğu bir günde nasıl barış sağlanır?
Yine Orta-doğuda her fırsatta Filistin’nin, Lüban’ın İsrail tarafından işgal edilerek savunmasız Filistin halkının katliamdan geçirildiği, kendi topraklarında mülteci durumda yaşadığı bir günde nasıl barış sağlanır? ABD emperyalizmi tarafından savaşla işal ettiği Irak’da yıllardır milyonlarca insanın öldürüldügü savaşin hız kesmiyerek tüm şiddetiyle sürdüğü bir günde nasıl barış sağlanır?
Türk militer devletinin güneyde kurulacak Kürt devletinin olmasını, kurulması karşisında yer alarak engelleyerek ABD emperyalizmin tüm isteklerine kabul edereken.
Yıllardır Kuzey Kürdistan’da Kürt halkına karşi başlattığı ve 24 yıldır savaştan beslenerek savaştan başka bir şey düşünmeyerek 40 bin insanın ölümüne sebep olarak her gün yeni Asker ve gerillaların cenazelerinin geldiği bir günde nasıl barış sağlanır?
Bu dönemde emperyalist- kapitalist sistem son olarak ABD emperyalizmi ve Türkiye’nin desteklediği ve kışkırtığı Gürcistan, Osetya’yı işgal ederek Rusya ve ABD emperyalizmi ve AB emperyalist ülkelerin bölgede lokal savaşların devam ettiği bir günde nasıl barış sağlanır?
savaşların süslediği, gerginliğin devam ettiği bir zamanda 1 Eylül Dünya Barış Günü daha sosyalistlerle, burjuvazinin barış çigliklarinin birbirine karıştığı bir iklimde geçiyor.
Dünyada ve bölgemizde savaşlar bitmek bilmiyor. Savaşların biri bitmeden diğeri için savaş hazırlıkları devam ediyor. Emperyalist-Kapitalist sistemden dünyada hemen barış demek, istemek, bir ifade değeri olmadığı gibi içi boş sözcükten başka bir şey değildir.
Böylece dünyada ve bölgemizde savaşların devam ettiği bir dönemde 1.Eylül dünya barış gününe denk gelmesi nedeniyle dünyada-bölgemizde barışın ne kadar ihtiyaç olduğunu savunanlarla. savaşa karşi barışı savunmayı bir de Lenin’den ögrenelim.
‘‘İşçi sınıfının aklını karıştırma biçimlerinden biri de pasifizm ve soyut barış propagandasıdır. Kapitalist rejim altında özellikle de emperyalizm aşamasında savaşlar kaçınılmazdır. Üstelik öte yanadan, sosyal demokrat devrimci savaşların, yani emperyalist olmayan savaşların olumlu değerini inkar etmezler.... Bugün, kitleleri devrimci eyleme çagiran bir propagandayla birlikte yürütülmeyen bir barış propagandası, yanlızca yanılsama yayar, burjuvazinin insaniyetçi düşüncesine güven aşilayarak proletaryayı yozlaştırır ve onu savaşan ülkelerin gizli diplomasisinin elinde oyuncak haline getirir. Kesin olarak söylemek gerekirse, bir dizi devrim olmaksızın güya demokratik bir barışa ulaşilabileceği fikri tamamen yanlıştır.’’ (Lenin)
İkinci Enternasyonel’in 1907 Stuttgard ve 1912 Basel kongrelerinde başlayıp, Birinci Dünya Savaşi’nın başlamasıyla netleşen bir ayrışmanın konusu ‘‘emperyalist savaşa ve pasifizme karşi tutum‘‘du. Komünistlerin İkinci Enternasyonal’den kopuşunda belirleyici bir rol oynayan savaşa ve barışa karşi tutum, Komünist Enternasyonal’e katılma koşulları içinde de ifadesini buldu:
‘‘Komünist Enternasyonal’e katılmak isteyen her parti sadece aleni sosyal-yurtseverliği değil ikiyüzlü ve uyduruk sosyal-pasifizmi de teşhir etmek zorundadır; kapitalizm devrim yoluyla yıkılmadıkca hiçbir uluslararası hakem kurumunun, silahsızlanma hakkındaki hiçbir tartışmanın Milletler Cemiyeti’ni ’’demoktatikleştirmek’’ üzere yeniden örgütlenmesi yolunda hiçbir girişimin insanlığı emperyalist savaşlardan kurtarmayacağı işçilere sistemli bir biçimde gösterilmelidir.’’(Lenin)
Lenin ölümünden sonra bu yaklaşim unutuldu.
1934 ‘te II. Dünya savaşı’nın sonunda SSCB Birleşmiş Milletler’in kuruluşunda yer aldı. 1939’da SSCBile saldırmazlık paktı imzalandıktan hemen sonra. Nazi ordularının Polanya’ya girdiği gün olan 1 Eylül Dünya Barış Günü kabul edildi ve bu günün en hararetli taraftarları komünistler oldu; barış hareketi ile komünistlik neredeyse özdes kabul edilir oldu; AGİK ve Helsinki belgesinin onaylanması’’sosyalist sistemin ve proletaryanın bir zaferi’’ olarak benimsendi.
Bugün barışçılıkla komünizm arasındaki ayrım zihinlerde bir bulanıklık olarak durmaya devam ediyor.
Yine de bir yandan burjuvazinin kalemşörleri bir yandan da onlara hizmet için yarışan eski ve sahte sosyalistler güya artık savaşların olmayacağı, tüm insanlığın global sorunların elbirliği ile çözülecegini yeni bir döneme girildiğini söylemekten usanmıyorlar. ilginçtir 92 yıl önce bunların benzerleri çok benzer şeyler söylüyorlardı. Kapitalizmin artık yeni bir evreye girmişti; bugünün moda kavramı (Globalleşme, Küreselleşme) yerine o zaman ultra-emperyalizm deniyordu. Tekelleşmenin iyice ilerlemesi ve büyük kapitalistlerin silahlanma ve savaş eğilimleri artık kapitalistlerin belirleyici kesimlerinin bir kısmının da karşi çiktigi, çikacagi eğilimler haline gelmekteydi. Dolaysıyle barış mücadelesi burjuva güçlerin bir kısmıyla elele yürütebilecek bir mücadeleydi.
Genel olarak barış hedefi öne çikarilmaliydi... tabii bütün bunlar, genel olarak şiddetin reddedilmesine bağlanıyordu. O zaman da, şimdi ve her zaman olduğu gibi savaşlardan asıl zararı gören ezilen sömürülen yığınlar gayri ihtiyari bir biçimde barış istiyorlardı; o zamanda şimdi olduğu gibi, bu yığınlardan daha bilinçli bir tutum gösteremeyen hatta onların kuyruğunda soyut bir barış hedefinin peşinden koşan ve önce barış hemen barış, demenin sözcüğüne kapılan sahte sosyalistler vardı. Komünistler işte biricik devrimci çözüm yolunu açabilmek ve onların gözbağlarını çözmek üzere burjuva pasifistlerinin ve sosyal-pasifistlerin karşisına dikildiler.
LENİN Barışa Karşi nasıl Tutum Aldı !
Lenin barış taleplerini birbirinden ayırederek şu açıklamayı yaptı: ’’Kapitalist ülkelerin somut poltikaların içinde barış varlığının üç farklı biçimi görülebilir.
1. İleri görüşlü milyonerler bir an evvel barış elde etmek isterler çünkü devrimden korkarlar.<Demokratik< yani ilhaksız ve silahlanmayı sınırlandıran vs. Bir barışın kapitalist rejim altında bir ütopya olduğunu berrak ve aklıbaşinda bir bakış açısıyla kabul ederler. Bu küçük burjuva ütopya oportinistler, Kautski taraftarları vs. Tarafından savunulur.
2. Yarım yamalak bilinçli halk kitleleri (küçük burjuvalar, yarı proleterler, işçilerin bir kısmı vs. Barış isterken muğlak bir biçimde savaşa karşi büyüyen bir tepkiyi, henüz bulanık ama giderek gelişen bir devrimci ruh halini ifade ederler.
3 Proletaryanın bilinçli öncüsü yani devrimci sosyal demokratlar kitlelerin ruh halini dikkatle takip ederler; ama onların büyüyen barış arzusundan, kapitalist rejim altında <<demokratik<< bir barış hakkındaki kuru ütopyalari destekleyici sonuçlar çikarmazlar; işçilerin insan severlere, liderlerine, burjuvaziye bağladıkları umutları pekiştirici bir sonuç çikarmazlar. Kitlelerin henüz bulanık olan devrimci arzusunu beraklaştırmak için; onların deneyiminden ve ruh halinden destek alarak, onları savaş öncesi siyasetten alınmış binlerce örnek olguyla eğiterek; burjuvaziye ve kendi hükümetlerine karşi devrimci eylemlere girişmeleri gerektiğini ısrarla ve usanmaksızın metodik bir biçimde göstererek, sosyalizm ve demokrasiye giden tek yolun bu olduğunu öne çikarirlar.‘‘ (Lenin)
Tıpkı bugün gibi, ’’nükleer artıkların ortasında ve ekolojik dengesi bozulmuş bir dünyada sosyalizm de kurulamaz; hem bu sorunlar herkesin sorunudur; onun için önce silahsızlanma, barış ve çevrenin korunması gerek; sosyalizm için mücadele ancak bundan sonra gelier’’ diye düşününler olduğu gibi, o zamanda, sosyal-pasifistler güya sosyalizm hedefinden vazgeçmeden ama burjuva egemenliğinin yıkılmasını da önkosul olarak kabul etmeksizin barışın elde edilebiliceğini savundular. Lenin bunlara şöyle dedi;
‘‘Devrimci eylem lehine bir propaganda olmaksızın, barış hayalleri, sadece savaş karşisındaki dehşeti ifade eder ve bunun sosyalizmle hiçbir ortak yanı yoktur.’’ (Lenin)
‘‘Hiç bir anlama gelmeyen, hiçbir yükümlülük getirmeyen barışçı dilekleri imanla tekrarlayan biri demokratik bir barışın gerçek taraftarları değildir; bugünkü savaşin emperyalist karekterini, bu savaşin hazıladığı emperyalist barışı teşhir eden ve halkları kendine cani hükümetlerine karşi bir devrime çagiran biri demokratik bir barışın gerçek taraftarıdır.’’(Lenin, Burjuva Pasifizmi, Sosyalist Pasifizm)
‘‘şubat 1917 devrimine iki ay kala, Lenin Zimmerwald Konferası’nda seçilen Uluslararası Sosyalist Komite’ye ve Bütün Sosyalist Partilere Hitaben Savaş ve Barış Üzerine bazı tezler yazdı. Kautskist bir tutuma kayanların hakim olduğu komite bu tezleri ne ele aldı nede yayınladı; bu tezler ilk kez 1931 yılında yayınlandı. Söz konusu tezlerin dokuzuncusunun altında Lenin barış konusunda sosyalistlerin tutumunun ne olması gerektiği konusunu açmıştı; bugün günümüzde hala bu sözlerin komünistlerin ne kadar ihtiyacı olduğu kanısındayım.
İşçileri kandırmayan, aksine onların gözünü açan bir poltika şöyle olmalıdır: a)Barış konusu gündeme geldiğinde, sosyalistlerin yapması gereken kendi burjuvazisinin ve hükümetinin maskesini her zamankinden daha gayretli bir biçimde indirmek, emperyalist müttefikleri ile yapmış oldukları ya da yapmaya hazırlandıkları gizli anlaşmaları ifşa etmektir.
b)Her ülkede sosyalistlerin kitlelere ajitasiyonları sırasında herşeyden çok üzerinde durmaları gereken şey, yanlız kendi hükümetlerinin her bir siyasal sözcüğüne değil, kendi sosyal-pasifistlerininkilere karşi da tam güvensizlik beslemek gerekliliği olmalıdır.
c)Her ülkede sosyalistlerin kitlelere şu açık gerçeği açıklaması gerekir:..gerçekten kalıcı ve gerçekten demokratik(ilhaksız vb.)bir barışın mevcut hükümetler, yahut genel olarak burjuva egemenliğini devirmiş ve burjuvaziyi mülksüzleştirmeye başlamış olan proleter hükümetler tarafından imzalanmasıdır.
d)Her ülkede sosyalistler şu tartışmasız gerçeği kitlelere açıklamalıdır:..işçilerin böyle bir barışa sahiden ve hemen şimdi elde etmelerinin tek yolu vardır o da silahlarını kendi hükümetlerine çevirmektir.
e)Sosyalistlerin burjuva fikirleriyle devrimci işçi hareketinin her zaman yozlaştıran reformizme karşi mücadeleyi güçlendirmelidir, özellikle de onun yeni görünümüne karşi; bu reformizm burjuvazinin savaş bittikten sonra yapacakları reformları vaadetmektedir.’’(Lenin)
Anlaşılacağı gibi bugün gerçek barışların sağlanabilmesinin koşulu uluslararası komünist hareketin kendini yeniden yapılandırarak, komünist enternasyonalin yaratılmasından ve dünya devrimlerinden geçiyor. Bunun dışında kapitalist emperyalistlerle pazarlıklar yapılarak gerçek barış kalıcı barışın sağlanması, mümkün değildir. Gerçek Barışın teminatı işçi sınıfı ve emekçi sınıflardır gerisi tefurattır, özgürlük, demokrasi ulusların özgürce bağımsız olması sosyalizmde yatmakta olup başka adreslerde arayışların boş olarak görülmelidir..
|