Sitene Ekle | Arsiv | Iletisim | Anasayfam Yap | Sık Kullanilanlara Ekle
06 Ocak 2009 Salı
Gazeteler

Genel Editör
Soldem Haber
Halk biziz, haber biziz, gündem biziz!
Yazarlarımız
Feridun Doğan
HÜKÜMETİN “AÇILIMLARI”
Güngör Şenkal
NEDEN İMZALADIM?
Selami Doğan
YUNANİSTAN OLABİLMEK
A.Hicri İzgören (Gundem online)
GİTMEDİĞİN BİR YERDE, BİLMEDİĞİN BİR DİLDE SUÇ İŞLEMEK
Esra Erdoğan
KOKUŞMUŞ BİR DÜZEN
Gündoğdu Yıldırım
BAŞEĞMEDEN
AKP YE BIRAKMA ÜNİVERSİTENE SAHİP ÇIK!
Üniversite tartışmaları yaz aylarında da gündemden hiç düşmedi. AKP nin attığı her yeni adım üniversite işgalini büyütme hesapları yaptığını gösteriyor.
2008-09-06 - 01:03

AKP’ye bırakma! Üniversitene, ülkene sahip çık! - Öğrenci Kolektifleri


Cumhurbaşkanlığı ve YÖK’teki konumunu iyi değerlendiren AKP üniversiteyi piyasanın ve gericiliğin esareti altına sokmak için yaz aylarında da kritik adımlar attı. Temmuz ayı sonunda yapılan 21 üniversitedeki rektör atamalarının büyük çoğunluğu Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından AKP’ye ve Gülen cemaatine yakın isimlerden seçildi. Yeni açılan 23 üniversiteye atanması için YÖK tarafından Gül’e yollanan üçer kişilik rektör aday listeleri de büyük oranda AKP’li adaylardan oluşturuldu. Şimdi sadece Gül’ün onay vermesini bekliyorlar.

Tüm bu gelişmelerin karşısında hiçbir tutarlı ve sürekli direniş gösteremeyen ulusalcı adaylar ve ulusalcı kesimler ise içlerinde bulundukları çaresizlikleriyle baş başa kalmış gibi duruyorlar. AKP kapatma davası ekseninde gelişen uzlaşma atmosferinin hemen akabinde yapılan atamalara yönelik devletin neredeyse hiçbir kurumundan bekledikleri desteği de göremeyen ulusalcı adayların bir nevi ‘satışa’ geldiklerini de söyleyebiliriz. Bu gelişmeler üniversitelerimizi bir bütün olarak AKP’ye karşı savunacak tek gücün üniversiteliler olduğunu bir kez daha göstermiş oldu. Bu kapsamda Öğrenci Kolektifleri, üniversitelerimizi ‘AKP’ye bırakmamak için mücadeleyi büyütmeliyiz’ diyerek acil bir çağrı yaptı.

AKP’nin üniversiteyi ele geçirme isteğini basitçe ‘ulusalcı güçlerle hesaplaşmak’ gibi düşünmek yanlış bir yorum olacaktır. AKP’nin üniversiteden asıl beklentisinin üniversitenin ideolojik ve bilimsel üretim gücünü neo-liberal düzenin ve gericilik politikalarının emrine sokmak olduğunu bilmemiz gerekir. AKP, üniversite üzerinde egemenliğini güçlendirdiği ölçüde bilime ve üniversiteye saldırısını arttıracaktır. AKP’nin hâkimiyeti altındaki bir üniversitede örneğin çevre bölümleri Tayyip Erdoğan’ı ‘çevrecinin daniskası’ seçecek, öğretim görevlileri televizyon ekranlarında nükleer reklamı yapacaklar; mimarlık ve inşaat bölümleri kentsel/rantsal dönüşüm projelerinin doğrudan yürütücüleri olacak; hukuk fakülteleri gericiliğin resmileştirilmesi için ellerinden geleni yapacak; tarih bölümleri Osmanlı ya duyulan özlemin büyütülmesi için elinden geleni ardına koymayacak; sosyoloji bölümleri dinsel gericiliğin toplumsal projelerini üretecek...

Elbette verebileceğimiz örnekler bunlarla sınırlı değil fakat önemli olan tüm bu örneklerden doğru bir sonuç çıkartmaktır. Bu noktada çıkartacağımız sonucun AKP’ye karşı mücadeleyi herhangi bir iktidar partisine yönelik verilmesi gereken bir dönem mücadelesi olarak görmekten öte ülkenin ve üniversitenin bağımsızlığı, tüm kamusal haklar, insanca yaşam, çağdaş, laik bir toplum yapısı, demokratik ve bağımsız bir ülke mücadelesinin bugünkü karşılığı ve zorunluluğu olarak görmek gerekmektedir.

AKP’nin üniversiteler üzerindeki egemenliğinin artmasıyla birlikte üniversitelerimizdeki piyasa kuşatmasının artacağından da hiç kuşku duymamak gerekmekte. AKP’nin önümüzdeki dönem planlarını açıkladığı stratejik raporun eğitim bölümü incelediğinde yüksek öğretim bütçesinin oluşumunda öğrencilerden alınan miktarın önemli derecede artırılması üzerinde basa basa durulduğu görülecektir. Yani AKP paralı eğitimden yana olduğunu gizleme ihtiyacı bile duymamıştır. AKP’nin geçen dönem atamasını yaptığı rektörlerin görevlerine başlar başlamaz üniversite içi hizmetlere yaptıkları yüksek zamlar farkında olmamız gereken tehlikenin boyutlarını gösteriyor.

AKP nin üzerinde durduğu bir diğer konu ise vakıf (aslında özel) üniversitelerinin sayısını artırmak. Yaza girmeden açılmasına karar verilen iki üniversite ile toplam vakıf üniversitesi sayısı 33’e ulaştı. Sayının bununla sınırlı kalmayacağını Hüseyin Çelik’in “dershaneleri üniversiteye çevirelim” fantezisinden de rahatlıkla anlayabiliriz. Eğitimde piyasalaşmanın farkında olan özel bankalar ise eğitim harcamaları için bir birleri ardına krediler açmaya başladı. Devletten aldığı kredinin borcunu ödeyemeyen yüz binlerce öğrencinin olduğunu bile bile atılan böyle bir adımın arkasında yatan çılgınlığı şaşkınlıkla karşılamak yerine, sermayenin eğitim alanından duyduğu beklentinin boyutları olarak değerlendirmek daha faydalı olacaktır. Üniversitelerimize ilgisini artıran bir başka kurum ise AB’dir. Özellikle son birkaç senedir Türkiye üniversiteleriyle ilişkisini arttırmaya çalışan AB’nin başta Uludağ Üniversitesi olmak üzere 360 bin euro hibe ederek başlattığı 4 kamu üniversitesi ve 24 bin öğrenciyi hedefleyen ‘AB’yi Türkiye’ye sevdirme projesi’ AB’ci kuşatmanın önümüzdeki dönem üniversitelerde yoğunlaşacağını gösteriyor.

Tüm bu gelişmelerden de görüleceği gibi üniversitelere yönelik neo-liberal saldırganlık önemli derecede artacaktır. Bu nedenle dönemin en belirgin mücadele başlıklarından biri eşit, parasız eğitim mücadelesi olmalıdır. Özellikle geçtiğimiz dönem OMÜ, KTÜ, ODTÜ ve daha birçok üniversitede yakalanan piyasalaştırma karşıtı kitlesel hareketlilik hem bu dönem için ciddi bir birikim sağlamış hem de sorunun yakıcılığının ne derece arttığını göstermişti.

Bu alanda aşılması gereken en önemli hedef ise piyasalaştırma karşıtı mücadelenin yeni eylem formlarına, doğrudan hak alma ve kazanım elde etme biçimlerine kavuşmasını sağlamak olmalıdır. Yurt zamlarına karşı imza kampanyaları, yemek zamlarına karşı salt boykot çalışmaları, ulaşım zamlarına karşı basın açıklamaları çok temel ve önemli araçlar olmalarına rağmen artık sürecin ihtiyaçlarını karşılamakta yeterli değildir. Gençlik hareketi üretkenliği ve yaratıcılığıyla bu sorunu aşabilecek deneyime kavuşmuştur. Yurt zamlarına ve yurtların olanaksızlıklarına karşı yurt işgalleri/boykotları ya da rektörlükler önüne kurulacak çadır kampları; yemek zamlarına karşı doğrudan yemek sırasına girip para ödemeden yemek yeme talebini ısrarla sürdürme; ulaşım zamlarına karşı şehir merkezlerini etkileyebilecek kitlesel gösteriler gibi örnekler bu dönem müşterileştirmeye karşı ön açıcı eylemler olacaktır.

Bu döneme ilişkin öngörülebilecek bir başka değerlendirme ise gerici, faşist güçlerin geçen seneye göre görece daha hareketli olmaya çalışacakları bir dönem olacağıdır. Dinci gericiler AKP’nin zaferlerinin üniversite içindeki kitle sempatisini örgütlemeyi; ulusalcı çeteler yedikleri darbeler karşısında çeşitli çatışma ortamlarıyla kendi kadrolarını ayakta tutabilmeyi; ülkücü faşistler ise üniversitelerin yapısındaki değişim içerisinde konum alabilmek için çeşitli provokasyonlar üretmeyi hedefleyeceklerdir.

Fakat ne tür çaba içerisine girerlerse girsinler üniversite siyasetini ve üniversite gündemini belirleyecek asıl aktör üniversitedeki sol güçler olacaktır. AKP’den ulusalcılara her türlü pislikleri açığa çıkan, halka ve gençliğe artık inandırıcı hiçbir seçenek sunamayan liberal, gerici, otoriter, sağcı unsurları içeren egemen siyasetin dışında üniversitelerde 68 den bugüne siyasal varlığını korumayı başaran solun önerilerinin kitlesel karşılıklar bulacağı bir dönemin içinden geçeceğiz bu sene. Gençlik mücadelesinin tarihsel birikimiyle güçlü bir bağ kurma önemli bir görev olacaktır. Bu noktada Öğrenci Kolektifleri ‘68’den bugüne Denizler her yerde’ sloganını ısrarla ön plana çıkartacaktır.

Öğrenci hareketini her yönüyle hareketli bir sürecin beklediği bu dönemde üniversiteliler “gericiliğe, piyasacılığa, Amerikancılığa ve halk düşmanlığına karşı ülkemizi ve üniversitemizi AKP’ye bırakmayacağız” diyecekler. Toplumsal muhalefet güçlerinin de hareketli gireceği bu sonbaharda Öğrenci Kolektifleri üniversiteleri hareketlendirecektir. Piyasalaştırma karşıtı kitlesel eylemliliklerin yanında AKP’ye karşı mücadele temel hareket noktamız olacaktır. Bu kapsamda tüm üniversite kampuslarını ve kent merkezlerini eylemler, paneller, forumlar, AKP karşıtı haftalar, şenlikler gibi çok yönlü araçlarla hareketlendireceğiz.

Bu dönemin en ciddi sınavlarını ise 2 Kasım Pazar günü Halkevleri nin çağrısıyla yapılacak Ankara merkezli, AKP karşıtı mitingte ve YÖK’ün yıl dönümü 6 Kasım Perşembe günü Türkiye’nin birçok merkezinde yapacağımız kitlesel gösterilerde vereceğiz. Dönemin sonunda başarı ancak yaşadığımız süreci doğru kavrayabilmemizle ve sürece uygun müdahaleler önerebilmemizle gelecektir. Bundan üç yıl önce her şey bitti denilen bir dönemden öğrenci hareketinin yeniden kitleselleşebileceği bir noktaya taşınmasında katkımızın ne denli büyük olduğunun bilincindeyiz. Asıl kavga şimdi başlıyor. Yolumuz açık olsun...




YORUMLAR
Bu Kategoriye Ait Diğer Haberler
DİYARBAKIR DA GAZZE MİTİNGİ İSRAİL KARA BİRLİKLERİ GAZZE YE GİRDİ İSRAİL JETLERİ YENİDEN GAZZE YE SALDIRDI ANKARA DA 7 ÜNİVERSİTELİ DOĞAL GAZDAN ZEHİRLENDİ MALİKİ TEMASLARINI YARIDA KESTİ YÜKSEKOVA DA BİNLERCE ÖĞRENCİ YÜRÜDÜ BM: İNSANLAR MART SONUNDA GIDA YARDIMI ALAMAYABİLİR DTP HEYETİ TALABANİ İLE GÖRÜŞTÜ VELİ KÜÇÜK: YAPTIĞIM HERŞEY DEVLET GÖREVİ ŞİVAN PERWER: TRT NİN KANAL AÇILIŞINA KATILMAYACAĞIM!
LE MONDE: BEDAVA KMÜR RKİRLİLİĞİ ARTIRDI
Le Monde gazetesi iktidardaki AKP’nin seçim rüşveti olarak dağıtığı ‘Bedava kömürün’ kirliliği endişe verici düzeyde arttırdığına dikkat çekti.
CENİ: NAMUSUMUZ ÖZGÜRLÜĞÜMÜZDÜR
Ceni yaptığı yazılı açıklamada, “Yılbaşı gecesinde eşi tarafından vahşice katledilen 18 yaşındaki Kürt kızı Mizgin’e yapılan bu olayı nefretle kınıyor
Son İçerikler
En Çok Okunanlar
ANKET
Sonuçlar
Son İçerikler
En Çok Yorumlananlar
Copyright © 2007 - 2008 Melkam İnternet Hizmetleri
Melkam Internet Hizmetleri